Genel

Sertliğin Tesellisi: “Hemhal”

Bazı eserler izleyiciyi karşıtlıklar üzerinden düşünmeye davet eder; bazıları ise bu karşıtlıkların nasıl bir ritim kurduğunu gösterir. Leyla Emadi’ nin Hemhal sergisi, betonun sertliği ile sanatçının kullandığı formlar arasında kurduğu ilişki üzerinden tam da bu hareket alanını görünür kılıyor. İlk bakışta birbirine uzak görünen bu formlar, sergi içinde giderek ortak bir düşünsel zeminde buluşuyor

Sergide özellikle betondan üretilmiş kufi yazılar dikkat çekiyor. Yazı burada yalnızca okunacak bir metin olmaktan çıkıyor; neredeyse mimari bir ağırlık kazanarak mekânın içinde duran bir forma dönüşüyor. Beton harfler mekâna yerleşirken, anlam ileten bir araç olmanın ötesine geçerek fiziksel bir varlık gibi hissedilmeye başlıyor. Bu durum izleyiciyi yazıyı okumaktan çok onunla karşılaşmaya ve düşünmeye davet ediyor.

Kufi yazının geometrik ve sert yapısı ile sufi düşüncesinin akışkanlığı aynı mekânda bir araya geldiğinde ortaya oldukça etkileyici bir karşılaşma çıkıyor. İlk bakışta birbirine ters gibi görünen bu iki yaklaşım, aslında hepimizin içinde var olan zıtlıkları hatırlatıyor. Sergi, sahip olduğumuz duyguların yalnızca bir kısmını değil, hepsini kabul etmenin mümkün olduğunu düşündürüyor; insanın kendi içindeki çatışmayı bastırmak yerine onu anlamaya ve onunla birlikte var olmaya çalışmasını öneriyor.

Bu sertliğin karşısında yer alan nakışlı ve dokuma işler ise serginin temposunu değiştiren daha içe dönük bir katman açıyor. İlmeklerin ritmi ve yüzeylerin yumuşaklığı, betonun keskinliğine karşı başka bir duygu alanı öneriyor. Bu nedenle sergideki “denge” kavramı ölçülen bir eşitlikten çok, farklı ritimlerin bir arada var olabildiği hassas bir alan olarak ortaya çıkıyor.

Sergide özellikle beton yüzeyler üzerine yerleştirilen sözler güçlü bir etki yaratıyor. Betonun sertliği ile bu sözlerin taşıdığı teselli duygusu arasındaki ilişki, izleyiciye bazen anlamak, değişmek ya da dengede kalabilmek için sertleşmek gerektiğini hatırlatıyor. Ya da tam tersi kabın şeklini almak, biraz yumuşamak bize daha fazla alan açıyor fikrimce. Sergideki teslimiyet eserinde yer alan tahterevalli de tam olarak bu değişken dengeyi işaret ediyor; denge sabit bir noktada değil, sürekli hareket hâlinde kuruluyor. Her an dönüşmek, dengede durmaya çalışmak yorucu görünse de hayatın getirdiklerine uyum sağlamaya çalışmak bizi olduğumuz kişiyi görmeye davet ediyor…

Hemhal izleyiciye kesin bir çözüm ya da net bir karşıtlık sunmuyor. Tam tersine serginin gücü, bu iki uç arasında gidip gelen hareketi görünür kılmasında yatıyor. Sertlik ve kırılganlık, yapı ve akış, ağırlık ve hafiflik… Emadi’nin işleri bu karşıtlıkları çözmek yerine onları aynı mekânda birlikte var olmaya bırakıyor. Belki de serginin önerdiği denge tam olarak burada ortaya çıkıyor: zıtlıkların ortadan kaldırılmasında değil, onların yarattığı gerilimle birlikte yaşayabilme ihtimalinde.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir